17
Ağustos
2012
Kim acıktığı zaman dumanı üzerinde tüten bir tas çorbaya hayır diyebilir ki? Üşüyünce, geniş sofralarda buluşunca, hafif bir şeyler yemek isteyince, hastalanınca yardımımıza koşan çorba, Türk mutfağının vazgeçilmez lezzetlerinden biri. Üstelik, hafif ve doyurucu yapısı sayesinde üç öğünde de zengin çeşitleriyle sofralarda yerini alıyor.
Çorba kelimesinin kökeninin ise Farsça “tuzlu haşlama” anlamında kullanılan “shorba”dan geldiğini biliyor muydunuz?
İyi beslenme anlamına gelen Sû ve Pô kelimelerinden türeyen çorba kelimesinin kökeni Sanskritçe’ye kadar dayanıyor.
Çorba: 10 bin yıldır tüketilen bir besin!
Yaklaşık 10 bin yıl öncesinde bile çorba hazırlandığını ve içildiğini gösteren kayıtlar mevcut. Et ve sebzeyle birlikte pişirildiğinde, malzemelerinin sahip olduğu besin değerlerinin bütünlüğünü taşıyan çorba, o tarihlerden günümüze kadar sofraların en değerli besinlerinden biri olarak kabul ediliyor.
Türk Mutfağı’nın da yıldızı
Dünyanın sayılı mutfaklarından birine sahip Türkiye ise çok zengin bir çorba kültürüne sahip… Mutfaklardaki altın standardın temsilcisi ev yapımı çorbaların yanında, klasik ve yöresel pek çok çeşidiyle hazır çorbalar tüketicilere mutfakta saatler harcatmadan, ailelerinin seveceği lezzetli ve değişik tarifler sunuyor.
Hazır çorbalar, her geçen gün tüketicilerden gelen talepler doğrultusunda geliştirilirken, geniş ürün yelpazesiyle tüketicilerin hijyenik koşullarda taze ve kaliteli malzemeler kullanılarak hazırlanan birbirinden farklı lezzetleri güvenle tüketmelerini sağlıyor.
Tarhanaya Dünyanın İlk Hazır Çorbası demek mübalağa sayılmaz…
Çorbayı oluşturan malzemelerin başında gelen yoğurdun çorba kültürüne kattığı en büyük eser, kuşkusuz tarhanadır. Bir zamanlar göçebe atalarımızın hazır yemeği olan tarhana, hala her zaman ve her yerde çabucak lezzetli bir yiyeceğe dönüşebilecek, taşınması ve saklanması en kolay ve muhteşem üründür.
Tıpkı tarhana gibi, hazır çorbalar da mevsiminde toplanan ve özenle seçilen sebze ve baharatların yüzyıllardır uygulanan, tamamıyla doğal bir koruma yöntemi olan kurutma işlemine tabi tutulması ve harmanlanmasıyla üretiliyor.
Yazın da çorba içilir
Çorba denilince çoğumuzun aklına dumanı tüten sıcacık bir tabak gelse de, Anadolu ve Türk mutfak kültüründe soğuk çorbaların da ayrı bir yeri vardır. Özellikle soğuk ayran kullanılarak
yapılan çorbalar, serinletici özellikleriyle yaz günlerinin hafif ama keyifli yiyeceklerine dönüşüyor. Bu tür çorbaların en başında Sivas’ta yapılan bulgurlu pazılı soğuk çorba ile buğday ve ayranla yapılan soğuk çorba yani ayran aşı çorbası geliyor. Sivas’ta pazı katılan soğuk çorbanın diğer bölgelerdeki yöresel çeşitlerine sarımsak ve nane gibi baharatlar eşlik ederken, kimi bölgelerde ise salatalık gibi yaz sebzeleri eklenebiliyor.
Siz de bir çorba severseniz lezzet dolu çorba dünyasını keşfetmek için www.bencorbaseverim.com adresini ziyaret edin…
Bir bumads advertorial içeriğidir.
Dün ortak kankimiz Enwer eşi sarı afet Burcu ile beraber bize yemeğe geldiler. Çok önceki kabak dolması tarifini yazdığım, hani şu düğününe gidemediğimiz arkadaşım yani. Hatırladınız değil mi? Söz konusu sağlık olunca kırgınlıkta olmadı şükür. Bol kahkahalı enfes bir gece geçirdik birlikte. Ben sakarlık yapmadım da değil. Güzeller güzeli galette’yi fırında unutup bir güzel yaktım. Sofrayı toplarken de elimdeki çorba tenceresiyle kıçüstü düştüm. Allahtan çorba yere dökülmedi. Birde gelirken yanlarında getirdikleri sufleyi dondurma zannedip erimesin diye buzluğa koydum ki iyice bir unutkan olduğum ortaya çıksın. Başka bişey yapmadım ama. Valla bak 😳
Mönüye göz atmak isterseniz:
Aslında gece için yoğurt çorbası biraz ağır bir başlangıç oldu. Bu çorba sıcakken kış mevsiminde soğuk olarak yaz mevsiminde tüketiliyor. Ben onlar gelmeden yarım saat önce pişirdiğim için mecburen sıcak olarak içmek zorunda kaldık. Çorbayı yaparken yoğurdun kesilmemesi için sürekli karıştırmak gerekiyor buda unutulmaması gereken ince bir ayrıntı.
1 su bardağı buğday
6 su bardağı ılık su
2 bardak yoğurt
1 yumurta
1 yemek kaşığı un
tuz
üzeri için:
tereyağı
kırmızı toz biber
nane
Buğdayı bir gece önceden ıslatmak gerektiğini söyleyenlere kulak asmayarak düdüklü tenceremizin süper gücüne güveniyoruz. Buğdayı bol suda yıkadıktan sonra 6 bardak suyla yarım saat pişiriyoruz. Sürenin sonunda düdüklü tencereyi hemen açmak yerine içerisindeki basınçlı sıcak buharın çıkması için ya 15 dakika bekliyoruz yada akan çeşmenin altında düdüklü tenceremizi bağırttıra bağırttıra suluyoruz. Oldukça aceleci olduğum için benim tercihim ikinciden yana.
Çakma caponum her ne kadar karşı çıksa da ben genede bildiğimi okudum ve yaptım çorbamı. Her zamanki gibi içinde ne olduğunu sordu. Bende ona içinde patates, soğan ve havuç bulunduğunu söyledim. Doğal olarak sözlerimi yemedi. Benden kabak tabağını getirmemi istedi. Meğersem saymış kabak dilimlerini 8 yerine 7 dilim olunca da foyam meydana çıkmış oldu. Sözlerimi yemese de kabak çorbasını soluksuz yedi bitirdi.
İçeriye doğru yavaşça süzülürken karanlık taraflarda durmaya gayret ettim. Çok korkuyordum. Beni burada görmemeliydi. Onun için bir fikrim vardı ve bu sefer bunu geri tepmesine izin vermeyecektim. Hemen birkaç tanesini poşete doldurup parasını ödedim. Onları en güvendiğim yere, yani çantama yerleştirdim. Böylelikle içeride ne yaptığımı bilemeyecekti. Sonucun beni hayal kırıklığına uğratmaması için çenemi tutmam gerekiyordu. Ağzımdan çıkacak tek bir sözcük tüm planın çöpe gitmesine sebep olabilirdi. Üstelik bu, tekrar deneyemeyeceğim anlamına da geliyordu. Peki ben olacaklara hazırmıydım?
Gülümsedim bana bakarken. Biraz haince idi sanırım. Mutfağa girip kapıyı kapattım ve beni rahatsız etmemesini söyledim. Çantamı yere bırakıp içindeki poşeti usulca çıkardım içinden.
4
Şubat
2012
Hepimizin şu sıralar Fransız vekillere ve Fransız mallarına mallarına biraz gıcıklığı var. Kolay mı? Hiç olmamış bir soykırımla itham ediliyoruz. Hayır olmadı yapmadık gibisine bağrışlarımız yada sokaklarda elimizde bayraklar sallamamız, dünyanın bizim o soykırımı yapmadığımıza inanmasını sağlamayacak. En fazla tasarıyı geri çektirmeye yetebilecek eylem ve icraatlarımız. Ne yazık ki haklı olduğumuzu anlatabilmemizin tek yolu, konuyu ya tarihçilere bırakmak ki bunun ne kadar imkansız olduğunu biliyoruz, yada oldukça gündemde olan tasarıyı aleyhimize çevirebilmek. Peki bunu nasıl başaracağız? Burada siyasi söylemlerden uzak sevecen ve bir o kadar da hümanist bir site hazırlama telaşında olan beni bile çileden çıkaran, sözde Ermeni soykırım tasarısıyla ilgili yazabileceğim bir çok cümle dururken, milletçe hepimize iş düştüğünü çok güzel anlatan Dr. Yılmaz Argüden’in bir makalesini paylaşmakla yetineceğim. Makaleye buradan ulaşabilirsiniz. Atalarımızın “Soğan yemedim ki ağzım koksun” deyiminin bu konuya cukk diye oturduğu şu zamanlarda o yenmeyen soğanla ben çok güzel Fransız çorbası yapar, herkesede içiririm diyerek çenemi kapatıyorum. Afiyet olsun , hepimize yarasın.